"İnsan aslında karmaşık bir varlık değil. Çoğunluğu zamanının büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor, geriye kalanı ise özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor. İşte insanın değişmez yazgısı!"

Johann Wolfgang von Goethe / Genç Werther'in Acıları


"Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız."

F. M. Dostoyevski/Yeraltından Notlar


"Bütün budalaların başına gelen en büyük bela fikirlerle ilgilenmemeleridir ve can sıkıntısından kurtulmak için sürekli olarak gerçekliklere ihtiyaç duymalarıdır. Fakat gerçeklikler ya tatmin edicilikten uzak ya da tehlikelerle doludur; üstelik ilginç olmaktan çıktıklarında yorucu hale gelirler. Fakat düşünce dünyası sınırsız, zararsız ve sakindir."

Arthur Schopenhauer


Elbet bir hinlik vardır seni sevişimde

ey kanıma çakıllar karıştıran isyan 

saçlarıma bin küsür yalnızlığı takıp girdiğim şehre 

insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksam 

günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak 

bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında 

şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için 

bir şahan tüylerini döker ardımsıra 

artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım 

böğrümde kambur çocuklardan bir payanda. 

Gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum 

sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya 

her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina 

kangren oluyorum bahar geldiği için 

urlarımı kesiyorum kör bir usturayla 

ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor 

bırakabileceğim her şeyi bıraktırıyor bana 

kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek 

yükseliyor kız tortuları 

tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların 

bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya 

-Avluya çık 

-Avluya kara bir şey bırakılmış 

(bir bomba) 

Kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun 

şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk 

filimler üç günde bir değişiyordu 

bense ikircikliydim ama korkmuyordum 

polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan 

urlarım yoktu, suçum yoktu, 

ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından 

şehre karışmayan bir dehliz değildim 

sevinçle kovalıyordum kendimi 

bunları ansımak başımı döndürüyor bazan 

elbet bir hinlik vardır seni sevişimde 

ey kanıma çakıllar karıştıran isyan. 

Azan bir hevestir artık tanyeri 

söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan 

şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına 

üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli 

umudumuzu kapmaya gelen makinaları 

bütün çirkefini şehrin çarpıtıp aşkımıza 

solumak gece 

terlemek gece 

gece çarşaflara... 

Açıklanacak, belletilecek olan belki 

milât öncesi ve sonrası lâkırdıları 

karışık banka hesapları, navlun 

yani öylesine açık değil pek 

hatta 

-şehir mi, değil mi burası- 

kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor 

neden karıştırıyor, ne hakla 

direnmeler, erzurumlar, kalfalar 

gecenin ipini koparan gece safaları 

-Var mısın yok yere ağlamaya... Ki bir sis 

yanık bırakılmış bir fısıltı 

şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama 

herkesin içinde iğdiş bir bahar 

bacakları eriyor memurların, evkızlarının 

ve saat 24 vardiyasının işçileri 

inmiyor ocaklarına. 

Yufka mıdır 

yufka mıdır benim bakışım dünyaya 

ki acılarıyla başlatırım insanları 

derimi yalayarak geçen mevsim 

beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla 

her askere gidenin, her tören yorgununun 

kondurur kemerinin kaşına. 

Böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz 

koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla 

koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp 

kümbetlere, bitkinliğin bordasına... 

Kanın çığırından çıktığı saattir bu 

memelerini bana sıkıca bastırdığın 

hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında 

şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe 

biz seviştikçe bizi acıtan 

kukumav kuşları, mânilerle dolu bir yatak 

zaç yağı şişeleri kocaman. 

Sen şimdi sevincimin akranısın 

ey kanıma çakıllar karıştıran isyan 

doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim 

yaralarımı onduranımsın 

yatağımı hiç boş bırakmayan... 

Yüzümü ellerimle yine kapayayım mı? 

bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara 

yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım 

değil 

partizanlığım dalaşmak istiyor anla 

bu sarsak hırgürüyle dünyanın 

dalaşmak dalaşmak dalaşmak 

böylece aşk akranım oluyor benim 

ey bayırdan ve yokuştan uzaklara 

ey çırpınan bir geyiktir memelerin 

karnın ısırgan otları gibi aklımda. 

(1966) İsmet Özel/Kan Kalesi


İletişim

Arş. Gör. Yunus Emre Ömür
Yıldız Teknik Üniversitesi, Davutpaşa Kampüsü
Eğitim Fakültesi, Eğitim Bilimleri Bölümü, Eğitim Yönetimi Teftişi, Planlaması ve Ekonomisi
B-306
34220 Esenler / İstanbul

Tel: +90 (212) 383 5568 - 5568 / - 5568

yunus.emre.omur@gmail.com

Duyurular

Kayıt bulunamadı.

Yıldız SEM Eğitim Duyuruları

SPSS Eğitimi
20 Mayıs 2017
32 Saat
Haftasonu
Bilgi için tıklayın..

Web Tasarım Kursu, 3 Haziran 2017
Web Teknolojileri kavramları, HTML5, CSS3, jQuery, Bootstrap
64 Saat, Cumartesi
Bilgi için tıklayın..

Web Yazılım PHP, MySQL Kursu, 4 Haziran 2017

64 Saat, Pazar
Bilgi için tıklayın..